Çok kötü bir haberim var

Bu başlık "Çok iyi bir haberim var" olsa, siz muhtemelen tıklamayacaktınız.
150 yıl önce mektup taşıyan bir atlı, bilgiyi saniyede 0.003 bit hızla transfer ediyordu.
50 yıl önce bu hız, 1960'lardaki teknolojik gelişmeler sayesinde saniyede 300 bite çıktı, yani 100 bin kat arttı.
Bugün ise tüm dünyayı saran telekom kablolarından saniyede milyarlarca bit bilgi transfer etmek mümkün.*
Kısacası bilginin ulaşım hızı son 150 yılda milyarlarca kat arttı.
Öyle ki, örneğin New York'ta birçok yatırımcı, yüksek frekanslı işlemlerde bilgiye sadece birkaç milisaniye önce erişmek için borsa binasının yakınlarına taşınıp çok yüksek kiralar ödemeyi göze alabiliyor.
Peki bunun yazının başlığıyla ne ilgisi var?
Anlatayım...
* * *
Olumsuz haberlerin olumlu haberlere kıyasla daha fazla ilgi çektiğini gösteren çok sayıda araştırma var.
Rusya'da bir gazete bir gün boyunca internet sitesinde sadece iyi haberler vermeyi denedi ve trafiği yüzde 66 düştü.
ABD'de bir dergi ise olumsuz haberleri kapak konusu yaptığında satışlarının yüzde 30 arttığını saptadı.
Facebook'un yeni algoritması olumsuz yorumları daha da fazla teşvik ediyor: Geçtiğimiz günlerde bir Buzzfeed editörü, arkadaşlarını kızdıran yorumlar eşliğinde paylaştığı içeriklerin Facebook'ta çok daha fazla yayıldığını gördü.
30 yıl öncesine kıyasla bugün beş kat daha fazla bilgiye maruz kaldığımızı ve internette olumsuz haberlerin olumlu haberlerden 17 kat fazla olduğunu da dört yıl önce bu köşede yazmıştım.
"Dün dünyada uçan 100 bin uçaktan hiçbiri çakılmadı" başlığına kimse ilgi göstermez, çünkü bu haber değildir.
Ara ara "Sadece iyi haber vereceğiz" diye yola çıkan girişimler birkaç ay sonra hüsranla son buluyor (geçenlerde bir tane de Hindistan'da başladı, keşke başarılı olsa).
Eskiden durum bu kadar kötü değildi.
New York Times'ın arşivini analiz eden Kalev Leetaru'ya göre bu gazetenin başlıkları ve haberleri, 1960'lar ile 1970'ler arasında olumsuz bir hava kazanmış. Gazete 1980'ler ve 1990'larda biraz daha iyimser tavır takınsa da 2000'lerde tabiri caizse karamsarlıkta dibe vurmuş.
Dergi, gazete ve internet sitesi örneğinde de görüldüğü gibi, bilginin akış hızı arttıkça, olumsuz haberin etkisi de katlanıyor.
Çünkü insanlığın kısa bir periyoduna (örneğin birkaç saatine) baktığımızda gördüğümüz olumsuz olayların sayısı, olumlu gelişmelerden çok daha fazla.
Oysa uzun vadeli baktığımızda durum değişiyor.
Araştırmacı John Galtung, "Eğer gazeteler 50 yılda bir çıksaydı, yarım yüzyılın tüm dedikodu haberlerini ve siyasi skandallarını değil, ortalama ömürdeki artış gibi olumlu küresel trendleri haberleştirirdi" diyor.
* * *
Bilginin dijitalleşmesinin onun "dayanıklılığını" artırmadığını geçen haftalarda yazmıştım, bu hafta da bilginin akış hızının artmasının yarattığı yan etkilere değinmek istedim.
Özetle, bilginin akış ve yayılma hızındaki artış, depolamayı seçtiğimiz bilginin niteliğini de değiştiriyor.
150 yıl önce atlı bir postacıyla gönderilen mektupta kullanılan ifadeler ve bahsedilmeye değer bulunan konular, bugün çok daha uzağa, çok daha hızlı gönderilebilen tweet'lerdekinden epey farklı.
Görsellerde de durum aynı: Fotoğraf makinelerinin henüz dijitalleşmediği ve ceplere girmediği dönemde fotoğraf çekerken yapılan tercihler, izlenen yollar bambaşkaydı.
Bu anlamda bilginin akış hızının artmasının, insanlığı miyoplaştırdığı söylenebilir.
Buna karşın insanlık aynı zamanda daha "derini" görebilme yolunda ilerliyor.
Giderek gelişen makine öğrenme ve yapay zeka teknolojileri sayesinde bol miktarda verinin içinde yeni anlamlar keşfedebiliyoruz.
Daha önce ilgisiz gibi görünen unsurlar arasında bağlantılar ortaya çıkarabiliyoruz.
Örneğin 18. yüzyıldaki hisse senedi hareketlerinin, borsanın bulunduğu kentin limanına varan yabancı gemilerin getirdiği haberlerle bağıntılı olduğu geçenlerde saptandı. Bir başka örnek: New York şehrindeki 2009-2014 döneminde yapılan 1 milyarı aşkın taksi yolculuğunu inceleyen bir araştırmacı, ABD Merkez Bankası ile özel bankalar arasında öğle yemeği saatlerinde gidip gelen insan sayısının, faiz artırımı kararının alınacağı günlerde ciddi oranda arttığını belirleyerek muhtemel yasadışı bilgi sızıntılarına dikkat çekti.
* * *
Bilgi bir yandan geçmişte hiç olmadığı kadar hızlanırken, bir yandan da çok eskiden olduğu gibi belirli merkezlerde temerküz ediyor. Ve bu merkezler maalesef bizim coğrafyamızdan uzak diyarlara kayıyor.
Ortaçağ ve öncesinde bu merkezler, büyük kütüphaneler, saraylar ve manastırlardı...
Örneğin Endülüs döneminde Kurtuba'daki saray kütüphanesinde 600 bin kitap, bu büyük İslam uygarlığı şehrinin mahallelerinde 70 halk kütüphanesi varmış. Kurtuba'da yılda 60 bin kitap yazılır ve başka şehirlere ihraç edilirmiş. Aynı dönemde Hristiyan Avrupa'nın kütüphanelerindeki kitap sayıları ancak yüzlerle ifade ediliyor.
Oysa bugün bilginin temerküz ettiği yerler ABD'nin batı kıyısı (Google, Amazon, Facebook, Apple, Microsoft, Intel, HP, Cisco, Oracle), biraz güneyi (Wikipedia), biraz da Avrupa (SAP, Accenture) ile Uzakdoğu (Tencent, Alibaba, Baidu, JD, Samsung, Foxconn, Huawei, Hitachi, Sony, Panasonic)...
Temerküz etmiş bilginin Ortaçağ ve öncesinde karşı karşıya kaldığı temel tehditler, yok edilme (Bağdat ve İskenderiye'nin dev kütüphanelerinin yakılması) ve gizlenme (mesela ruhban sınıfının kendi ayrıcalıklı konumlarını korumak için bilgiyi saklaması) idi.
Bugün ise tam da bilginin çok daha hızlı ve erişilebilir olması nedeniyle temel tehdit, Facebook ve Cambridge Analytica skandalında görüldüğü gibi Büyük Veri'nin kötü amaçlı kullanımı haline geldi.
Özetleyelim:
Bilginin akış hızının artması bizi miyoplaştırarak karamsarlığa sürüklese de, veri miktarının milyarlarca kez katlanması ve bu verileri daha iyi anlamlandırabilmemiz sayesinde geçmişi, bugünü ve geleceği daha "derinlemesine" görmemiz mümkün hale geliyor.
Bir yandan da bilginin kötüye kullanımıyla oluşabilecek tehditler öylesine büyüdü ki, kamuoyunun ona çok daha bilinçli ve kararlı bir şekilde sahip çıkması gerekiyor.
Bunu başarabilirseniz, elinizdeki telefonu yavaşça yere bırakıp, her yandan yağan kötü haberler karşısında, 50 yılda bir çıkan bir gazeteyi okur gibi geleceğe biraz daha iyimser bakabilirsiniz.

* Joshua Cooper Ramo'nun 2009 tarihli "The Age of the Unthinkable" adlı kitabında yapılan bu hesap, bir mektubun 10 kilobayt veri içerdiğini varsayıyor.
Çok kötü bir haberim var

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof Dr Uğur Batı

Stratejik Marka Yönetimi - Uğur Batı